Hızlı Ama Sığ Bir Nesil


İnternette multitasking (çoklu görev) üzerine arama yaparken The New Atlantis dergisinde The Myth of Multitasking/ Çoklu Görev Masalı  başlığıyla yayınlanmış bir makaleye rastladım.

Son birkaç yıldır çoklu görevin zararları üzerine Türkçe kaynaklarda da çok sayıda makale ve video içeriğine rastlamak mümkün. Çünkü çoklu iş; yarattığı verimsizlik, mutsuzluk ve alıklık döngüsüyle çağımızın önemli sorunlarından biri olmuş gibi gözüküyor. Christine Rosen’in makalesinden anladığım kadarıyla ekonomik olarak yarattığı göçük de artık iyice görünür hale gelmiş. İsteyenler orijinalinden detaylı olarak okuyabilir: https://www.thenewatlantis.com/publications/the-myth-of-multitasking

Kabaca şöyle özetleyeyim: Aynı anda birden fazla işi bir arada yapmanın veriminizi düşürmesi, daha fazla hata yapmanız, daha çok strese girmeniz, beyin fonksiyonlarınızı yavaşlatması, IQ seviyenizi düşürmesi gibi sayısız zararları var. Aynı anda iki, üç işi bir arada yapabilen insan fantezisi, 2000’li yılların başında gemi azıya almış kapitalist sistemin yarattığı bir efsane sanıyorum. Ne mutlu ki hem bilimsel çalışmalarla hem ekonomik verilerle ellerinde patlamış gözüküyor.

Çünkü araştırmalar gösteriyor ki insan beyni odaklanmak üzerine tasarlanmış. Çoklu görev öğrenme şeklimizi olumsuz etkiliyor. Aynı anda iki işi birden yaparken bir şeyler öğrenseniz bile o bilgi kalıcı ve esnek olmuyor. Mesela televizyon açıkken bir yandan da ders çalışmaya çalışıyorsanız ya da kitap okurken arada da sosyal medyaya bakıyorsanız gelen bilgiyi verimli bir şekilde birbirine bağlayamıyorsunuz. Çünkü insanın yeni bilgileri öğrenirken ve depolarken beynin farklı alanlarını kullandığı söyleniyor. Aynı anda birkaç işi birden yaparken öğrendiğiniz bilgiler, beynin yeni becerilerin öğrenilmesiyle ilgili bir bölgesi olan Striatumda aktivite oluyormuş. Burası aynı zamanda ödül algısı da yaratıyor. Uyuşturucu maddelerin yaptığı etkiye benzetilebilir. Ha kokain çekmişsiniz ha sosyal medyada dolanmışsınız… Konudan konuya atlamak beyinde dopamin hormonunun salgılanmasına sebep oluyor ve geçici bir keyif duygusu yaratıyor. Ardından da bir boşluk ve anlamsızlık duygusu…

Oysa tek bir konuya odaklandığınızda beyninizin aktifleşen alanı hipokampus oluyor. Beynin hafıza merkezi… Alzheimar hastalığında da ilk etkilenen yerlerden biriymiş.   Alzheimar’dan korunmak için yeni diller öğrenmeyi tavsiye edenleri haklı çıkaran bir önerme.

Makalenin yeni jenerasyonlar adına en üzüldüğüm bölümü “hızlı ama sığ bir nesil” benzetmesi oldu.

Nörolog Jordan Grafman Time dergisine verdiği röportajda şöyle demiş: “Ödevlerini yaparken, çevrimiçi oyun oynarken ve TV izlerken seri halde mesajlaşan çocuklar, tahmin ediyorum, uzun vadede başarılı olamayacaklar.” Ama daha acıklısını Eğitim psikoloğu Jane Healy söylüyor: “ Bu nesil çocuklarının kobay olduğunu düşünüyorum. Çok hızlı ama sığ düşünen yetişkinler olacaklarından endişe ediyorum.”

EV İŞİ APTALLAŞTIRIR MI?

Multitasking ve zararları üzerine yaptığım alıntılardan sonra nihayet kendi teorime geliyorum.

Çoklu görevin zararları üzerine olan bu makale, yaşadığımız çağın multimedya teknolojisiyle birlikte ortaya çıkan hız sanrısı ve karşı konulamaz bilgi akışının yarattığı tahribatı onarmaya çalışıyor. Ama işin aslına bakarsanız, ne devletlerin ne bilim dünyasının, çoklu görevin insan beyninin çalışma biçimine uygun olmamasını önemsediklerini sanmıyorum. İnsanı mutsuz edermiş, strese sokarmış, aptallaştırırmış, sermaye düzeni pek önemsemez böyle şeyleri. Bu konuda gayet eşitlikçidir. Üretim devam ediyorsa, kadın, erkek, lgbt vs. kim telef oluyorsa olsun fark etmez. Ama ekonomik kayıp her zaman ilgilendirir.

California üniversitesinde ofis çalışanları üzerine yapılan bir araştırma, çalışanların telefon aramaları veya e-postaları yanıtlama gibi kesintilerden sonra asli görevlerine dönmelerinin ortalama 25 dakika sürdüğünü gösteriyor. Bu dikkat dağınıklığının sebep olduğu zaman kaybı hesaplandığında çoklu görevin, başka bir deyişle aşırı iş yükünün ABD ekonomisinde 650 milyar dolarlık bir üretkenlik kaybına neden olduğu belirlenmiş.

İş yerlerinde zaman kaybı ekonomiye zarar verir. Ama evler öyle mi? İktisatçılar bakım emeğinin milli gelirdeki payını en az %25 olarak hesaplıyor. Ama hala evde olan evde kalıyor maalesef. Oysa multitasking bir marka olsa logosunda rahatlıkla bir ev işçisi olabilirdi.

Ev işleri yoğun bir zihinsel aktivite gerektirmiyor. Ama sağlıklı nesiller için tahmin edildiğinden daha fazla bilgi ve organizasyon gücü gerektirdiği kesin. Çocuk pedagojisi, hasta bakımı vs. gibi aslında uzmanlık isteyen alanlara hiç girmiyorum bile. Sanki bu işler kadınlara yüklenmiyor gibi davranacağım. Ama evlerin içine ne kadar hoyrat ve özensiz bakarsanız bakın şurası kesin, ev işi çoklu görev tanımına girer.

Özellikle çocuğum olduktan, başka bir deyişle yarı zamanlı bir ev kadınına dönüştükten sonra zamanı verimli kullanma meselesi benim için neredeyse bir takıntıya dönüştü. Beynimi ve bedenimi ev işi gibi vasıfsız, fiziksel olarak yorucu ve bitmek tükenmek bilmeyen bir işle, yazmak gibi yaratıcı ve konfor isteyen bir eylem arasında koordine etmeye çalışmak benim için yıllarca süren deneysel bir çalışmaya dönüştü. Yıllarca çünkü kızımın ihtiyaçlarına ve ekonomik durumuma göre çalışma koşullarım ve ritmim değişiyordu. Ama her seferinde şuna tekrar tekrar şaştım:  Allah’ın belası ev işlerinin ne özelliği vardı da her seferinde beynimi muşambaya dönmüş gibi hissediyordum. Evle ve çocukla ilgilendikten sonra iyi bir uyku molası vermezsem yeniden yazmaya başlayamıyordum.

Ev işlerinin fiziksel olarak yorucu olmasının yanında zihinsel olarak bu kadar yıpratıcı olmasının sebebinin, psikolojik tükenmişlik olduğunu düşünüyordum. Sevmediğiniz ama sürekli yapmak zorunda kaldığınız vasıfsız işler… Hem monoton hem dağınık bir iş yükü… Günün sonunda ne maddi ne manevi bir tatmin yaşamazsınız. Psikolojik olarak tüketici orası kesin ama sistematik olarak aklımızı da köreltiyor olabilir mi?

İçinde bir çocuğun, hastanın ya da yaşlının yer aldığı bir ev birden fazla işi aynı anda yapmanız gerektirir. Evler bir multitasking cennetidir. Çocuğunuz sıkılmasın diye ona laf yetiştirirken bir yandan da yemek yaparsınız. Bir yandan yemek yaparken bir yandan kirli bulaşıkları makinaya yerleştirirsiniz.  Bulaşıkları makinaya yerleştirirken bir yandan çay koyarsınız. Bebeğin altını değiştirirken bir yandan da onu oyalamak için şarkı söylersiniz. Çocuğunuza kahvaltı yaptırırken bir yandan da öğle yemeğini organize etmeniz gerekir. Yatak çarşaflarını değiştirirken bir yandan da ocaktaki yemeği unutmamanız gerekir vs. vs. Sayfalarca yazsam ev işini anlatmak için yetersiz kalır. Hiçbir zaman bitmez hiçbir zaman yetişmez. Odaklanma, bilgi ve akıl gezmeye gider. Siz dört bir yana dağılmış, birbiriyle bağlantısı kopmuş düşünceleriniz ve duygularınızla odadan odaya koşturursunuz.

Geçen gün “Hızlı ev işi nasıl yapılır?” diye bir makaleye rastladım. Merak ettim tabi ne olabilir diye. Tahmin ediyorum bütün ev kadınlarının doğal olarak öğrendiği şeyi tavsiye ediyor. Multitasking / Çoklu görev!

Hadi şimdi bir banyo nasıl hızlıca temizlenirmiş ona bakalım.

“Biliyoruz ki, birçoğumuz için banyoyu temizlemek en sıkıcı ve en istenmeyen işlerden biridir. Ancak vereceğimiz ipuçları sayesinde, bu alanda da hızlı ve kolay şekilde harikalar yaratabilirsiniz!

… Zaman kazanmak için alışkanlık haline getirmeniz gereken şeylerden biri duşa girmeden önce duş teknesini deterjanla bir ovalamak, duştan çıktıktan sonra ise leke kalmaması için cam sil ve bir sünger yardımıyla duşa kabinin camlarını kısaca silmek olacaktır. Yapması o an için oldukça kısa ve kolaydır ve uzun vadede bunları alışkanlık haline getirdiğinizde faydasını göreceksiniz. Bu işlemler sayesinde banyonuz her zaman temiz kalacaktır. Temiz ve düzenli banyo için geriye kalan şeyler ise sadece makyaj ürünlerinizi ve diğer kişisel bakım ürünlerinizi bir sepet içinde tutmak, yerleri paspaslamak ve tuvaleti temizlemektir.”

Sadece bir banyo bile bize bunu yapıyorsa diğer odalar neler yapmaz. Banyoya gireceksin, şöyle sıcak suyun altında güzelce bir yıkanıp gevşeyeceksin, sonra bornozuna sarınıp sakince salona geçeceksin falan yok öyle şeyler hanımlar. Duşa girmeden önce ovalama, çıkınca silme parlatma… Yeter ki ev temiz olsun. Aklınız kimin umurunda.

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir