Tarkovski ve Uğur Işılak

Tarkovski’nin Manevi Aleminde Eriyip Gitmek


2015 Haziran Türkiye genel seçimlerinde AKP’den milletvekili adayı olup meclise giren ses sanatçısı Uğur Işılak’ın siyasetçi olarak değilse bile müzisyen olarak hakkını vermek lazım. En azından nicelik olarak… Profesyonel hayatında yirmiden fazla albüm, dört yüzden fazla eser yapmış. Bunca albüm çıkardığına göre belli ki seveni dinleyeni var. Yine de dünya sanat tarihindeki yerinin Rus yönetmen Tarkovski ile kıyaslanamayacağı kesin.

Uğur Işılak, aday olduktan sonra katıldığı bir televizyon programında, kadının fıtratında köle olmak var ve -daha güzeli- her feministin gönlünde bir kocaya meftun olmak, ona ait olmak yatar demese kendisi ile ilgili bilgim yüzü bir yerden tanıdık geliyor düzeyinde kalırdı herhalde.  Ama Andrey Arsenyeviç Tarkovski öyle mi?

Tarkovski ve Uğur Işılak

Uğur Işılak’la Tarkovski’yi aynı cümlenin içinde yazıyor olmak içimi burkmuyor değil. Ne de olsa Tarkovski sinema tarihinin en büyüleyici isimlerinden biri. Filmlerini seyretmiş herkes hakkını verecektir, sanki ondan önceki sinema Tarkovski sinemasının kusursuzluğa erişmesi için yapılmış bir eskiz çalışmasıdır. Filmleri hayat gibidir, var olmaları gerektiği için vardır. Birisi kaydetmemiştir de o görüntüleri, tıpkı su gibi hava gibi olması gereken her şey gibi, bir tamlık ve olağanlık içinde oradadırlar. O yüzden Tarkovski hakkında konuşmak Tanrı hakkında konuşmaya benzeyebilir ve bir huzursuzluk, bir haddini bilmezlik hissi yaratabilir içinizde.

Ama neyse ki feminizmin, biraz ağır aksak ilerliyor ama olsun, iki yüzyıllık bir tarihi var artık. Ve kadın hareketinin bize öğrettiği en önemli şey, kendini mutlak gerçeklik olarak dayatan bu kültüre, sanata, tarihe karşı elimizdeki tek gücün o haddini bilmezlik, o huzursuzluk hali olduğudur.

Yine de Uğur Işılak’ın “ Erkek kadına ait olmaz, sahip olur. Bazı kadınlar bunu karıştırıyor; ben sahip olurum, sen ait olursun” sözlerine karşı bir vurdumduymazlık geliştirmemiz pekâlâ mümkün. Ne dediğini bilmez bir adama benziyor çünkü. Ama “İvan’ın Çocukluğu”ndan “Kurban”a sinema tarihinin en etkileyici filmlerini çekmiş ve “Nostalgia” filminde  bir meczupun ağzından bize “ … Dünyayı yıkıntının eşiğine getirenler sözüm ona sağlıklı olanlardır”  diyen Tarkovski’yi de mi umursamayacağız?

Ya da kendisine dair neyi daha çok umursamalıyız? Çünkü aynı Tarkovski 1984 yılında İsviçreli psikolog Irena Brezna ile yaptığı söyleşide kadınlarla ilgili Uğur Işılak kadar özgüvenli ve hemen hemen aynı içerikte sözler sarf etmiştir:

“… Bana öyle geliyor ki bu dünya kadının ilgili olduğu erkeğin dünyasına kuvvetle bağlı. Bu bakış açısına göre tek başına bir kadın anormalliktir… Bana öyle geliyor ki kadının anlamı, kadının aşkının anlamı, kendini feda etmektir.”

Kadınlar için hayatın ve aşkın, erkeklerin içinde eriyip giderlerse bir anlamı olacağı, erkekler söz konusu olunca ise doğaları farklı olduğu için buna ihtiyaçları olmadığı gibi bir sürü inci ile dolu bu söyleşi. İnsanın – yoksa erkeklerin mi demeli- varoluşuna dair en puslu soruları sormuş bir sanatçının kadınlar söz konusu olunca Uğur Işılak’la aynı algı aynı hoyratlık düzeyinde olmasını neye yormalı?

Şüpheye tabi ve her şeye yeniden bakmanın zorunluluğuna… Çünkü bu dünyanın dışında bırakılan her birimiz artık şunu sorma cesaretini göstermeliyiz: Beni içine almayan bu dünya kendini neyle var edebilir? Kibir, sömürü ve güç sarhoşluğundan başka elinde ne olabilir?

İster dünyanın en güzel görüntüleri eşliğinde, en şiirsel cümleleriyle söylensin ister ucuz televizyon programlarında dile gelsin, kadınları ve diğer azınlıkları nesnesi kılmaya çalışan bu bakış açısından, merkeze sadece kendisini yerleştiren ve onu tek gerçeklik olarak dayatan bu akıldan hiçbirimize fayda yok. Bu cümlelerin üzerinden atlayıp takdir edeceğimiz bir sanat, kuracağımız bir hayat, bulabileceğimiz bir doğru yok.

Tarkovski aynı röportajda sorularından fena halde bunaldığı Irena Brezna’ya “Bu dünyaya erkeğin hükmettiğine inanıyorsanız, yanılıyorsunuz” der. Irena haklı olarak “ Kim hükmediyor o zaman?”  diye sorar. “O” diye yukarıyı gösterir Tarkovski “ Anlıyor musunuz? Olayları tartışıyoruz sebepleri değil.”

Biz aşağıdakiler hayatta kalabilmek için maddi âlemin sorunları ve sebepleriyle daha çok uğraşacağız gibi gözüküyor.  Tarkovski’nin manevi âleminde eriyip gitmek, sebeplerle değil sadece var olanla ilgilenmek için Tanrı tarafından bayağı kayrılıyor olmanız gerekiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir